İnsanlık tarihindeki en eski kesinlik şudur:
Doğan herkes ölür.
Medeniyetler yıkıldı.
Dinler kuruldu.
Bilimler gelişti.
Ama ölüm,
hep yerinde durdu.
Bugün ise ilk kez,
insanlık bu kesinliğe şu soruyu soruyor:
Ölüm gerçekten kaçınılmaz mı,
yoksa teknik bir problem mi?
Ölüm Nedir?
Bilimsel olarak ölüm:
Kalbin durması değil
Nefesin kesilmesi değil
Asıl olarak:
Hücrelerin geri döndürülemez şekilde
işlevini kaybetmesi sürecidir.
Yaşlanma dediğimiz şey:
DNA hasarının birikmesi
Hücresel onarımın bozulması
Protein dengesinin kaybolması
Bağışıklık sisteminin çökmesi
yani:
Biyolojik sistemlerin yavaş yavaş çözülmesidir.
Bu yüzden bazı biyologlar şunu söyler:
Yaşlanma, bir kader değil,
tedavi edilebilir bir süreçtir.
Yaşlanma Aşılabilir mi?
Son yıllarda yapılan çalışmalar şunları gösterdi:
Bazı canlılarda yaşlanma tersine çevrilebiliyor
Hücreler gençleşebiliyor
Yaşam süresi dramatik biçimde uzatılabiliyor
Öne çıkan bazı alanlar:
Senolitik ilaçlar
Telomer onarımı
Kök hücre tedavileri
Genetik yeniden programlama
Bazı araştırmacılar artık açıkça şunu savunuyor:
Ölüm, biyolojik olarak
zorunlu bir son olmayabilir.
Ama bu yalnızca beden için geçerlidir.
Bilinç Ölmeden Beden Yaşar mı?
Asıl zor soru şudur:
Bedeni gençleştirebiliriz
Organları yenileyebiliriz
Peki:
Bilinç bu süreçte aynı kalır mı?
Eğer:
Hafıza bozulursa
Kişilik değişirse
Benlik sürekliliği koparsa
teknik olarak yaşayan şey:
Aynı insan mı olur,
yoksa yeni bir birey mi?
Bu soru, ölümden daha derin bir problem doğurur:
Yaşamın süresi mi önemlidir,
yoksa benliğin sürekliliği mi?
Dijital Ölümsüzlük
Bazı futuristler daha ileri gider:
Zihni taramak
Hafızayı kopyalamak
Bilinci dijital ortama aktarmak
Bu yaklaşıma göre:
İnsan bedeni ölür,
ama bilinç bilgi olarak yaşamaya devam eder.
Ama burada kritik bir soru vardır:
Kopyalanan şey gerçekten sen misin,
yoksa sana benzeyen bir kayıt mı?
Eğer:
Orijinal bilinç ölüyorsa
Kopya yaşıyorsa
bu, ölümsüzlük değil,
çoğaltılmış bir hatıra olur.
Ölüm Aşılırsa Ne Olur?
Varsayalım ki:
İnsan 500 yıl yaşayabiliyor
Hastalıklar yok
Yaşlanma durduruldu
Bu durumda:
Nüfus nasıl kontrol edilecek?
Kaynaklar nasıl paylaşılacak?
Toplum nasıl değişecek?
Motivasyon nasıl etkilenecek?
Ve en derin soru:
Ölüm yoksa,
hayatın anlamı nasıl değişir?
Belki de:
Zaman sınırlı olduğu için değerli
Hayat geçici olduğu için anlamlıdır.
Sonuç: Ölüm Bir Duvar mı, Bir Eşik mi?
Bugün bilim:
Ölümü geciktirebilir
Yaşamı uzatabilir
Yaşlanmayı yavaşlatabilir
Ama şunu henüz bilmiyoruz:
Ölüm, aşılacak bir duvar mı,
yoksa varoluşun zorunlu bir eşiği mi?
Belki de asıl soru şudur:
Ölümü yenmek mi istiyoruz,
yoksa ölümü anlayarak
hayatı daha bilinçli mi yaşamak istiyoruz?

Yorumlar