Kayıtsızlık, bir duygu değildir.
Bir umursamazlık hali değildir.
Bir karakter özelliği hiç değildir.
Kayıtsızlık,
insanın artık tepki vermemeyi öğrenmesidir.
İnsan, ilk başta acıya tepki verir.
Öfkelenir.
Üzülür.
Rahatsız olur.
Sonra yorulur.
Çünkü sürekli rahatsız olmak,
insana ağır gelir.
Bir süre sonra şunu öğrenir:
Bakmamayı.
Duymamayı.
Hatırlamamayı.
Ve en tehlikelisini:
Alışmayı.
Kayıtsızlık,
kötülüğün ilk zaferidir.
Çünkü kötülük,
en çok direnç gördüğü yerde yavaşlar.
Ama en hızlı,
hiç tepki olmayan yerde büyür.
Bir haksızlık olur.
İnsan başını çevirir.
Bir zulüm olur.
İnsan “benim işim değil” der.
Bir insan yavaş yavaş yok olur.
Ve çoğu insan şunu söyler:
“Daha büyük dertler var.”
Kayıtsızlık,
insanın ahlaki enerjisinin tükenmesidir.
Artık iyi olmak için değil,
sadece başını belaya sokmamak için yaşar.
Bir toplumda kayıtsızlık arttığında,
kötüler cesaretlenir.
İyiler susar.
Ve sessizlik,
en güvenli suç ortağı olur.
Kayıtsızlık,
şiddet değildir.
Ama şiddetin en sadık zeminidir.
Çünkü kimse dur demezse,
her şey biraz daha ileri gider.
Bugün rahatsız eden şey,
yarın sıradan olur.
Yarın sıradan olan şey,
bir gün normal kabul edilir.
Ve insan,
alıştığı her şeyi
kısa sürede meşru sayar.
Kayıtsızlık,
insanı kötü yaptığı için değil,
insanı tehlikesiz hale getirdiği için değerlidir.
Tehlikesiz insan,
hiçbir şeye karşı çıkmayan insandır.
Ve belki de,
bir toplumun çöküşü,
kötülerin çoğalmasıyla değil,
iyilerin susmasıyla başlar.

Yorumlar